Kendini Değiştirmek İstiyorsan Önce Zihnindeki Benlik Algını Değiştir.

7 Kasım 2012

Çoğumuzun düşünce sistemi, otomatik olarak davranışlarımızı tekrar edecek şekilde çalışır. Tıpkı bir robot gibi davranırız. Bu yüzden, hayatımızı düşünerek yaşamak yerine, düşünmeden yaşar ve sadece izlemekle yetiniriz. Her olaya bir tepki veririz, ama bu tepkilerde bilinçsizce gerçekleşir. Alışkanlık der geçeriz… Zihin, geçmişte yaşadıklarımıza şartlandığı için, kafamızın içinde aynı sahneler dolaşıp durur. Ya geçmişe odaklanırız, tekrar tekrar zihnimizde yaşarız. Ya geleceğe odaklanırız, hayal kurarız.. Ya da kendimize anne, baba, patron, arkadaş gibi bir rol belirleyip o rolün gerekliliğini oynarız. Ya EGO’muz için yaşarız, ya başkaları için kendimizi paralarız. Kendimizi ya da zihnimizi bu durumdan arındırdığımız anda, gerçek özgürlüğü de tatmış olacağız. Bizim dışımızda, vücudumuzun da kendine ait bir zekası var. Vücudumuzdaki her hücre; bilinçli bir şekilde dokuları oluşturuyor. Dokular organları, organlar da sistemleri oluşturuyor. Soluduğumuz oksijen, kan dolaşımı, kalp atışları, bağışıklık sistemi bizim kontrolümüz dışında faaliyetlerine devam ediyor. Her insanın içinde, sanki kocaman bir kainat var. Milyarlarca yıldız misali, milyarlarca hücre… Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum. Vücudumuzu bir yönetmiyoruz. Örneğin, ben uyumak istemiyorum. Bir gün, iki gün, üç gün. Sonunda kendimi yatakta bulurum. Ya da tam tersi, sabah saat 5’te uyanmak istiyorum. Saat kurmazsam çok zor kalkarım. Ne uyumamak elimizde, nede uyuyunca isteğimiz saatte kalkmak elimizde. Bu olay sadece insana özgü bir şey değil. Kainatta ki her canlı türü hayatına bu şekilde devam ediyor. Bedeni idare eden bu zeka, tehlike anında içgüdüsel olarak tepki veriyor. Refleks ile sıcak bir şeye dokununca, ya da bizi tehdit eden bir şeyle karşılaşınca, çok çok kısa bir zamanda, organizma kendini korunmaya başlıyor. Tehlike anında kalp daha hızlı çalışıyor, göz bebekleri büyüyor, kaslar geriliyor, nefes hızlanıyor ya kaçmaya karar veriyoruz, ya da savaşmaya karar veriyoruz. Öfke duygusu bedene hakim olursa; enerjimiz artıyor ve ileri doğru atılıyoruz. Korkaklık hakimse, arkamızı dönüp kaçıyoruz. Duygu kavramı, bir durum ya da olaya verilen zihinsel tepkidir aslında. Tehlike karşısında vücut otomatik ve güdüsel olarak pozisyonunu alıyor. Olumsuz duygular, vücut için zehir gibidir. Vücudumuzdaki enerji akışını engeller, huzursuzluk verir. Geçmişte bir arkadaşınızla kavga ettiyseniz, zihniniz bunu uzun süre unutmaz. Bu olay ile ilgili sürekli hikayeler kurar. Bu hikayeler enerji seviyenizi bozar ve her an bir kavgaya girecekmişsiniz gibi huzursuz, stresli bir hale bürünürsünüz. Çünkü beden, zihinden gelen düşüncelerin gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu ayırt etmez. Siz fark etmeden, tüm kaslarınızı uyarmaya başlar. Sürekli bu şekilde yaşamak, kötü düşünce ve fikirlerin esiri olmak, insan için inanılmaz bir yüktür. Geçmişte yaşanan hikayeleri bu güne taşıdığımız sürece, aynı tatsızlık ve mutsuzluk bizi rahatsız edecektir. İnanılmaz bir yük ile yaşamaya devam ediyoruz. Geçmişi olumsuzlukları içimizde yaşatıp, özgürlüğümüzden vazgeçiyoruz.

-ALINTIDIR-

Yorum Yaz