Gerçek Kalbi Keşfetmek İstiyorsanız

4 Ekim 2012

John Blanchard oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan on üç ay önce Florida’da bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti… Kitaptan değil sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan… Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karakteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell.

Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell Newyork’da yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi günde İkinci Dünya Savaşına katılmak için Avrupa’ya doğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki. Bir romantizm başlıyordu Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı? Sonunda Blanchard’ın Avrupa’dan dönüş günü geldi çattı.

İlk buluşmalarını ayarladılar. Newyork Tren İstasyonunda akşam saat 7’de “Beni tanımak için ” diye yazmıştı kız mektubunda, “Ceketimin yakasında kırmızı bir gül takılı olacak. “İşte saat tam 7’ydi ve Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediği ama kalbini sevdiği o kırmızı güllü kızı arıyordu. Hikâyenin gerisini Bay Blanchard’dan dinleyelim: “Birde genç bir kızın bana doğru yürüdüğünü fark ettim. İnce ve uzun boylu sarı saçları omuzlarına düşmüş… Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeşil giysisiyle insana sanki baharın geldiğini müjdeleyen bir kızdı. Bende ona doğru yürümeye başladım. O kadar etkilenmiştim ki yakasında gül olup olmadığına bakmak aklıma bile gelmedi. Ona yaklaşınca, dudaklarında hafif ve tahrik edici bir gülümsemeyle bana “Benimle aynı yöne mi gidiyorsun denizci?” diye fısıldadı. Nerdeyse kontrolsüz bir şekilde ona doğru bir adım attım ve o anda Hollis Maynell’i gördüm. Kızın tam arkasında duruyordu. 40’ını çoktan geçmiş, grileşmeye başlamış saçlarını şapkasının altına toplamış… Şişmana yakın kalın bilekli ayakları topuksuz ayakkabılara gömülmüş. Kafamı çevirdim yeşil giysili kız hızla uzaklaşıyordu. Kendimi ikiye bölünmüş hissettim; arzularım kızı takip etmemi, ta içimden gelen bir istek ise ruhuma bir yıldır bana eşlik eden kadınla kalmamı söylüyordu. İşte orda öylece duruyordu. Solgun kırışık suratı kibar ve duygulu, gri gözleri sıcaktı. Çekinmedim. Beni tanımasını sağlayacak mavi deri ciltli kitabı ona doğru tuttum. Bu aşk olamazdı ama mutlaka değerli, belki aşktan da güzel, çoktan beri minnettar olduğum ve olacağım bir arkadaşlık gibi bir şey olabilirdi.

Kadını selamladım, her ne kadar gizlemeye çalıştıysam da pek başaramadığım hayal kırıklığımı belli eden sesimle “Ben John Blanchard, sizde Bayan Maynell olmalısınız. Sizinle buluşabildiğim için çok mutluyum. Sizi yemeğe götürebilir miyim?” diye sordum. Kadının yüzüne bir gülümseme yayıldı; “Neden bahsettiğini bilmiyorum delikanlı” dedi “Ama şu az önce buradan geçen yeşil elbiseli kız, bu kırmızı gülü yakama takmamı rica etti benden ve eğer siz beni yemeğe davet edecek olursanız, kendisinin sizi caddenin karşısındaki büyük restoranda beklediğini söylememi istedi. Dediğine göre bu bir çeşit sınavmış.”

Burada Bayan Maynell’in bilgeliğini anlamamak ve hayranlık duymamak imkânsız. Gerçek kalbi keşfetmek istiyorsanız, cazip olmayana verdiği tepkiye bakın.

Yorum Yaz